GİT VE GÖR

Fotoğraftan Âşık Olunmaz
Bir arkadaşını düşün. Son bir yılda kaç kişiyle "görüştürüldü", sonra da tek cümleyle geçiştirdi: "Yok, olmadı."
Peki neye göre "olmadı"? Genelde bir fotoğrafa, birkaç saniyelik bir bakışa göre.
Sana bir soru: Bir insanın kim olduğuna, bir kareden karar verilebilir mi?
Kusursuz Karenin Tuzağı
Bu tuhaf bir beklenti aslında. Büyüklerimiz böyle evlenmedi. Fotoğrafa bakıp "elektrik aldım mı almadım mı" diye karar vermek, bizim neslimize özgü bir alışkanlık.
Neden mi? Çünkü günümüzün çoğunu ekranlara bakarak geçiriyoruz. Ve o ekranlarda gördüğümüz her yüz, aslında özenle seçilmiş, en iyi açısı bulunmuş, defalarca denenmiş bir kare.
Bu bize sinsice bir şey öğretiyor: insanları sadece en mükemmel anlarıyla tanımayı. Sonra hayatın içinden, olduğu gibi biri karşımıza çıkınca, o kişiyi o kusursuz kareyle karşılaştırıp hayal kırıklığına uğruyoruz.
Ama asıl soru şu: kırılan hayal, o insanın mı, yoksa senin beklentinin mi?
Bin Dört Yüz Yıl Önceki Cevap
İlginç olan şu: bu mesele hiç de yeni değil. Ve bin dört yüz yıl önce buna zaten bir cevap verilmiş.
Sahabeden Muğîre bin Şu'be, evlenmek istediği bir kadını Peygamberimize haber verdiğinde, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kısa ve net bir şey söylüyor:
"Git, onu gör. Çünkü bu, aranızda sevginin ve uyumun doğması için daha uygundur."
(Tirmizî 1087, İbn Mâce 1865)
Burada dikkatini çekmek istediğim bir şey var: Peygamberimiz, başkalarının anlatımıyla yetinmeyip bizzat görmeyi tavsiye ediyor.
Çünkü uyum dediğimiz şey, yalnızca üçüncü kişilerin anlattıklarıyla anlaşılmaz; insanın kendisinin de görmesi gerekir.
Fotoğraf Değil, Tanışma
Yani mesele şu: karar vermeden önce görmek gerekiyor — ama bu, bir fotoğrafa bakmak değil. Meşru sınırlar içinde görüşüp, o insanı gerçek haliyle tanımak.
Yanlış anlaşılmasın: fotoğraf görmek elbette mümkün, hatta bugün çoğu aile önce fotoğraf paylaşıyor zaten. Asıl mesele, bir insanı tek bir kareye indirgeyip ona göre kesin hüküm vermek.
Düşün: bir kişinin sesindeki ton, cümle kurma biçimi, göz teması — bunların hiçbiri bir fotoğraf karesine sığmaz. Kimi insan fotoğrafta sıradan durur ama iki cümle kurduğunda seni şaşırtır. Kimi insan da fotoğrafta çok etkileyicidir ama karşılaştığında o etki bir anda söner.
Ve burada önemli bir noktayı netleştirelim: birini görmeyi, birini tanımaya açık olmayı kabul etmek — evlenmeyi kabul etmek anlamına gelmiyor. Bu sadece bir kapı aralamak. Ve o kapıdan girip "bu değilmiş" demek de, sürecin gayet doğal, gayet meşru bir parçası.
Bunu Hayatına Nasıl Taşırsın?
Üç şey söyleyeceğim.
Bir: Bir görüşmeye "evet" demeyi, bir evlilik sözü vermek gibi algılama. Sadece "seni tanımaya hazırım" demiş oluyorsun.
İki: Fotoğraftan bir "kesinlik" bekleme. O kesinlik ancak birkaç görüşmeden sonra oluşur — ya da hiç oluşmaz. İkisi de mümkün.
Üç: Eğer arka arkaya birçok kişiyi geçiştiriyorsan, kendine dürüst bir soru sor: "Ben gerçekten doğru kişiyi mi arıyorum, yoksa bir karar vermekten, ya da geri çevrilmekten mi kaçınıyorum?"
Çünkü bir görüşmenin bedeli, en fazla birkaç saatlik zamanın. Ama kazandırabileceği şey, ömrünü birlikte geçireceğin bir insan olabilir.
Ekrandan Değil, Yüz Yüze
O halde başa dönelim. O tek bir kareye bakıp "olmadı" dediğin an.
Belki mesele o fotoğraf değildi. Belki mesele, hiç karşılaşmadan bir hüküm vermeye çalışmandı.
Peygamberimiz bize açıkça bir yol göstermiş: git, gör. Ekrandan değil, yüz yüze.
Allah, kalbine huzur, gönlüne ferahlık ve senin için hayırlı olanı görmeyi nasip etsin.
Allah'a emanet ol.



