KLAVYEN DE DİLİN KADAR SUÇLU

Klavyen de Dilin Kadar Suçlu
Bugün, fiziksel sınırların kalktığı ama manevi sorumlulukların her zamankinden daha ağır olduğu bir alanı konuşacağız: dijital dünya.
Çoğumuz onu bir kaçış noktası, bir eğlence alanı olarak görüyoruz. Ama bu dünya, fiziksel dünyadan bağımsız bir hukuksuzluk alanı değil. Bir klavyenin başında, bir ekranın ışığında yaptığımız her şey, İslam'ın ahlak sınırları içerisinde.
Ekranın Arkasındaki Sessiz Fırtına
Günümüzde dijital zorbalık, alay etme ve insanların internet üzerinden hedef gösterilmesi korkutucu bir boyuta ulaştı. Dünya genelinde milyonlarca çocuk ve genç dijital zorbalığın hedefi oluyor.
En acısı ise şu: bu gençler yaşadıkları acıyı kimseye anlatamıyor. Bu sessiz fırtına, içlerinde büyüyor.
Oysa İslam ahlakı bize çok net bir ikazda bulunuyor: dilimiz ne kadar mesulse, parmaklarımız da o kadar mesul.
Bir mü'mini inciten o sert söz, bir ekranın pikselleri arasında yazılmış olsa bile, Allah katında asla karşılıksız kalmayacak.
Değişen İnsan Değil, Araç
Şimdi sana ilginç bir şey söyleyeceğim. Ekranın arkasına geçtiğimizde söylediğimiz sözlerin sonuçsuz kaldığını düşünüyoruz. Oysa insanı küçümsemek, alaya almak ve onurunu zedelemek yeni bir davranış değil.
Kur'an-ı Kerim, insanların birbirini küçümsemesini, alaya almasını ve onurunu zedelemesini asırlar önce, Hucurât Suresi'yle açıkça yasaklamış.
Bugün bunu yeni bir internet problemi sanıyoruz. Ama aslında değişen şey insan değil, sadece araç.
Naslar Ne Diyor?
Allah şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin... Birbirinizi karalamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın."
(Hucurât Suresi, 11. ayet)
Peki bunun dijital dünyadaki karşılığı ne? Yorumlarda birini aşağılamak. Ona hakaret etmek. Küçük düşürücü bir lakap takmak. Bir hatasını alıp binlerce kişinin önünde onu hedef göstermek.
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanı tanımlarken "el" ve "dil" güvenliğine vurgu yapmış:
"Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların güvende olduğu kişidir."
(Tirmizî, Îmân)
Bugün o "el", kullandığımız klavye ve fare. Eğer yazdığın bir yorum, paylaştığın bir gönderi ya da gönderdiğin bir mesaj birini aşağılıyor, küçük düşürüyor veya incitiyorsa, bu tanımın dışına çıkıyorsun demektir.
Unutmayalım: dijital zorbalık, ekranın arkasına saklanınca masumlaşan bir şey değil. Çünkü İslam'ın ahlakı, ekranın kenarında bitmez. Gerçek hayatta bir insanın kalbini kırmak nasıl sorumluluksa, dijital dünyada onu binlerce kişinin önünde küçük düşürmek de sorumluluktur.
Ama burada önemli bir ayrım var. Elbette her eleştiri zorbalık değildir. Bir yanlışı dile getirmek başka, bir insanı küçük düşürmek bambaşka.
Bunu Hayatına Nasıl Taşırsın?
Eğer zorbalığa uğrayan sensen, yardım istemekten çekinme. Eğer buna tanık olan kişiysen, görmezden gelme.
Bir kardeşimizin zorbalığa uğradığını gördüğümüzde ilk görevimiz, onun yanında durmak. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu düsturunu aklımızdan çıkarmayalım:
"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin."
(Müslim, Îmân)
Bunun dijital dünyadaki karşılığı ne? Gücün yetiyorsa müdahale et. Konuşabiliyorsan, haksızlığa karşı ses çıkar. Bunların hiçbirini yapamıyorsan bile, kalbinle bu yanlışa karşı dur. Ama görmezden gelme.
Ekranın Ardında Bir İmtihan
Dijital dünyada attığımız her adım bir imtihan. Bir mesaj ya da bir yorum, sadece ekranda kalan geçici bir metin değil — doğrudan bir kul hakkı.
Bir yorum silinebilir. Bir mesaj kaybolabilir. Ama yapılan haksızlığın hesabı, ekrandaki "sil" tuşuyla ortadan kalkmaz.
O hâlde kendimize şu soruyu soralım: Ekranın başında kimse bizi görmezken, Allah'ın razı olacağı şekilde davranıyor muyuz?
Allah'a emanet ol.



