O SOHBETTE SEN DE SUÇLUSUN (SUSSAN BİLE)

O Sohbette Sen de Suçlusun (Sussan Bile)
Modern dünya, buna "sohbet" diyor. Ama bu sohbet, ruh dünyamızda derin yaralar açıyor.
İnsan kelimelerden ibarettir derler. Ağzımızdan çıkan her kelime, ya bir gönül inşa eder, ya da bir şehri yıkar.
Bugün, adını "sohbet" koyduğumuz bu şeyin gerçek adını söyleyeceğiz: gıybet.
"Ama Ben Yalan Söylemiyorum ki"
Arkadaş ortamlarında, sosyal medya gruplarında, birinin açığını yakalamak, bize garip bir şekilde iyi hissettiriyor. Sanki bir üstünlük kazanmışız gibi.
Ve kendimizi hep aynı cümleyle savunuyoruz: "Ama ben yalan söylemiyorum ki... Neyse o!"
Sanki gerçeği söylemek, onu bir günahtan çıkarıyormuş gibi.
Gıybetin Tanımı
Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir gün ashabıyla otururken onlara bir soru yöneltti: "Gıybet nedir bilir misiniz?"
Sahabe-i Kiram: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." dediler.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Kardeşini, hoşlanmadığı bir şeyle anmandır."
Bir düşün. Bu tanım ne kadar geniş... Birinin fiziksel bir kusuru, giyimi, sesi, mimikleri, ailesi, işi, geçmişte yaptığı bir hata... Onu, yanında olmadığı bir vakitte, duyduğunda üzüleceği bir sıfatla anmak.
Ve şimdi az önceki o savunmaya dönelim: "Ama ben yalan söylemiyorum ki..."
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kapıyı da kapatıyor:
"Eğer söylediğin onda varsa, bu gıybettir. Eğer yoksa, ona iftira etmiş olursun."
(Sahîh-i Müslim, Kitâbü'l-Birr ve's-Sıla ve'l-Âdâb, 2589)
Yani her iki durumda da elimizde kalan tek şey: kirlenmiş bir kalp ve ağır bir vebal.
Ölü Kardeşin Eti
Allah Teâlâ, Hucurât Sûresi'nin on ikinci ayetinde şöyle buyuruyor:
"Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz."
(Hucurât Suresi, 12. ayet)
Dur bir saniye burada. Neden Kur'an-ı Kerim, gıybeti bu kadar sarsıcı ve tiksindirici bir benzetmeyle anlatıyor?
Çünkü gıybet edilen kişi orada değil. Kendini savunamıyor. İtiraz edemiyor. Sessiz. Savunmasız. Tıpkı bir ölü gibi.
Onun gıyabında onurunu zedelemek, sadece bir söz söylemek değil; bir insanın haysiyetine kastetmek.
Elbette bir istisna var. Bir zulmü gidermek, bir haksızlığı düzeltmek için yetkili mercilere durumu anlatmak, bu hükmün dışında. Çünkü orada gaye haysiyet cellatlığı değil, adaletin tecellisi.
Bunu Hayatına Nasıl Taşırsın?
Üç şey söyleyeceğim.
Bir: Dilini bir kale kapısı gibi tut. İçeriden sadece güzel, yapıcı ve hakikatli sözlerin çıkmasına izin ver.
İki: Birinin ayıbını örtmeyi bir alışkanlık hâline getir. Çünkü birinin ayıbını örtmek, kendi ayıplarının örtülmesine vesiledir.
Üç: Gıybet edilen mecliste susma. Ya konuyu değiştir, ya da o onuru müdafaa et.
Ve unutma: başkalarının kusuruyla meşgul olan, kendi kalbinin imarına vakit bulamaz.
Artık Sessiz Kalmayacağız
Bugün bir karar verelim. Gıybet edilen mecliste artık sessiz kalmayacağız.
Çünkü orada sessizlik, bazen ortaklıktır.
Allah, kelimelerimizi birer yıkım değil, birer bereket kılsın.
Allah'a emanet ol.



