İmanLabs Özel Yapım
Hamd, alemlerin Rabbi Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret isteriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem O'nun kulu ve rasulüdür.
Selamun Aleyküm Genç Arkadaşım.
Yavaşlarsan gerçekten kaybeder misin… yoksa ilk kez kendini mi bulursun?
Bugün çoğumuzun yorgunluğu bedenimizden çok zihnimizde. Sürekli bir yetişme hâli içindeyiz.
Hayat sanki her gün biraz daha hızlanıyor. Daha çok çalış, daha çok kazan, daha çok görün, daha çok kanıtla kendini…
Sanki durursak düşeceğiz. Sanki yavaşlamak kaybetmek demek. Sanki yetinmek başarısızlık.
Ama dürüst olalım: Bu kadar “çok”un içinde neden hâlâ içimiz tam dolmuyor?
Kur’an’da Allah şöyle buyurur: “Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.” (Hud, 6).
Bu ayet bize rızkın sadece maaş ya da banka hesabı olmadığını hatırlatır.
Rızık; huzurdur, sağlıktır, evindeki sükûndur, kalbin genişliğidir.
Bugün birçok insan daha fazla kazanıyor ama daha az yetiyor. Daha çok çalışıyor ama daha az yaşıyor. Çünkü kazanç arttı; fakat bereket azaldı.
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Zenginlik mal çokluğu ile değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir.” (Buhârî, Rikâk, 15).
Demek ki mesele ne kadar kazandığın değil, kalbin neye bağlandığıdır.
Çalışmak, hedef koymak yanlış değil, başarmak da yanlış değil. Fakat kalbini rakamlara teslim ettiğinde huzur yavaş yavaş çekilmeye başlar.
Abdurrahman bin Avf’ı düşün. Medine’ye hicret ettiğinde neredeyse hiçbir şeyi yoktu. Sadece “Bana çarşının yolunu gösterin.” dedi. Çalıştı, üretti, kazandı. Ama kazandıklarının esiri olmadı.
Bir gün yüzlerce deve yükü malını Allah yolunda infak etti. Çünkü o, malın sahibi değil emanetçisi olduğunun bilincindeydi. İşte fark burada gizli.
Biz sürekli koşma baskısıyla yaşıyoruz. Oysa sahabe bereket bilinciyle yaşıyordu. Sebeplere sarılıyor, sonucu Allah’a bırakıyordu.
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Eğer siz Allah’a gereği gibi tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklandırılırdınız.” (Tirmizi, Zühd, 33).
Kuşlar yuvalarında beklemez; ama gökyüzünü de kontrol etmeye çalışmaz. Çalışırlar, fakat panikle değil güvenle.
Belki sorun çok çalışmamız değil; bereketi unutmuş olmamızdır. Çünkü bereket, azın yetmesidir. Zamanın verimli olmasıdır. Kazancın hayra dönüşmesidir. Kalbin daralmamasıdır.
Şimdi kendine sor: Gerçekten zenginleşiyor muyum, yoksa sadece hızlanıyor muyum?
Rakamların peşinde miyim, yoksa bereketin mi?
Belki cevap şu dengede saklıdır. Elin işte, kalbin Allah’ta. Çalış, üret, hayal kur… ama kendini sadece sayılarla ölçme. Çünkü başarı sadece yükselmek değildir; yükselirken kaybolmamaktır.
Unutma: Az ama bereketli bir hayat, çok ama huzursuz bir hayattan her zaman daha değerlidir.



