Gıybet

Gıybet

Modern dünyanın “sohbet” diye normalleştirdiği bir yara: Gıybet. Bu bölümde, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sarsıcı tanımı ve Kur’an-ı Kerim’in çarpıcı benzetmesi eşliğinde, dilimizin kalbimize nasıl yön verdiğini konuşuyoruz.

Bir söz ya inşa eder ya yıkar… Peki biz kelimelerimizle neyi büyütüyoruz?

Modern dünyanın “sohbet” diye normalleştirdiği bir yara: Gıybet. Bu bölümde, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sarsıcı tanımı ve Kur’an-ı Kerim’in çarpıcı benzetmesi eşliğinde, dilimizin kalbimize nasıl yön verdiğini konuşuyoruz.

Bir söz ya inşa eder ya yıkar… Peki biz kelimelerimizle neyi büyütüyoruz?

İmanLabs Özel Yapım

Hamd, alemlerin Rabbi Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret isteriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem O'nun kulu ve rasulüdür.

Selamun Aleyküm Kardeşlerim...

Bugün, İmanLabs Podcast’te, modern dünyanın “sohbet” adı altında normalleştirdiği, fakat ruh dünyamızda derin yaralar açan bir meseleyi konuşacağız: Gıybet.

İnsan kelimelerden ibarettir derler. Ağzımızdan çıkan her kelime, ya bir gönül inşa eder ya da bir şehri yıkar.

Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ashabıyla oturduğu bir gün onlara sarsıcı bir soru yöneltti:

“Gıybet nedir bilir misiniz?”

Sahabe-i Kiram, o muazzam edebiyle: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” dediler.

Ve işte, kıyamete kadar değişmeyecek olan o tanım geldi:

“Kardeşini, hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.”

Bir düşünelim…

Bu tanım ne kadar geniş… Birinin fiziksel bir kusuru, ahlâkındaki bir zayıflık, giyimi, sesi, mimikleri, ailesi, işi, geçmişte yaptığı bir hata…

Onu, yanında olmadığı bir vakitte, duyduğunda üzüleceği bir sıfatla anmak.

Biz genellikle kendimizi şöyle savunuruz: “Ama ben yalan söylemiyorum ki… Neyse o!”

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kapıyı da kapatıyor: “Eğer söylediğin onda varsa, bu gıybettir. Eğer yoksa, ona iftira etmiş olursun.”

Yani her iki durumda da elimizde kalan tek şey: Kirlenmiş bir kalp ve ağır bir vebal.

Allah Teâlâ, Hucurât Sûresi 12. ayette buyuruyor ki: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz.”

Peki, neden Kur’an-ı Kerim gıybeti “ölü kardeşinin etini yemek” gibi sarsıcı ve tiksindirici bir benzetmeyle anlatır?

Çünkü gıybet edilen kişi orada değildir. Kendini savunamaz. İtiraz edemez. Sessizdir. Savunmasızdır.

Tıpkı bir ölü gibi…

Onun gıyabında onurunu zedelemek, sadece bir söz söylemek değildir; bir insanın haysiyetine kastetmektir.

Genç kardeşim…

İslam sadece namazdan, oruçtan, tesbihten ibaret değildir. İslam, bir başkasının hukukunu, kendi hukukumuz gibi aziz bilmektir.

Arkadaş ortamlarında, sosyal medya gruplarında, birinin açığını yakalamak bize bir üstünlük sağlamaz. Aksine bizi manevi olarak aşağı çeker.

Elbette, bir zulmü gidermek, bir haksızlığı düzeltmek için yetkili mercilere durumu anlatmak bu hükmün dışındadır. Orada gaye haysiyet cellatlığı değil, adaletin tecellisidir.

Çünkü niyet, amelden büyüktür.

Gönül dostlarım…

Gelin, dilimizi bir kale kapısı gibi tutalım. İçeriden sadece güzel, yapıcı ve hakikatli sözlerin çıkmasına izin verelim.

Birinin ayıbını örtmek, kendi ayıplarımızın örtülmesine vesiledir.

Unutmayın: Başkalarının kusuruyla meşgul olan, kendi kalbinin imarına vakit bulamaz.

Bugün bir karar verelim.

Gıybet edilen mecliste susmayalım. Ya konuyu değiştirelim, ya da o onuru müdafaa edelim.

Dilinize, kalbinize ve ruhunuza selam olsun. Allah’a emanet olun.

DİĞER BÖLÜMLER

Create a free website with Framer, the website builder loved by startups, designers and agencies.